[lang_tr]
Etrafımdaki bir çok arkadaşım bilir, İzmir’e karşı ciddi bir sempati beslerim. İnsanı, ortamı, denizi vs.’si ile hayatta gördüğüm en güzel şehirlerden biri. Hatta İzmir’e yerleşmeyi de çok istiyorum ancak meslek el vermiyor.
Benim de bu sempatime karşılık verircesine, İzmir’de bana jestler yapıyor sanırım.
Bugün yeğen Alp’le Ege Park’a gittim, aslında yürüyüş mesafesi ancak ufaklık küçük olduğundan taksiyle gittik. Dönüşte yürüyelim dedim ancak 500mt’den sonra bizimki kucağa çıkıp uyuyunca yol zorlamaya başladı, bir yandan yürürken; arada bir de arkaya dönüp taksi bakıyordum.
Derken bir midibüs yavaşladı, sürücünün bize baktığını gördüm; biraz ilerde durdu ve geri gelmeye başladı, ben de adımlarımı hızlandırdım. Midibüs boştu, içinde 30′lu yaşlarda bayan tombul bir şöför, “ne tarafa gidiyorsunuz” diye sordu, “Koçtaş” dedim (ev orda), “atlayın hadi” dedi.
Kadın o kadar rahat ve içtendi ki, yanımda Alp varken çok çekineceğim bir durum olmasına rağmen atladım hemen.
O sırada Alp uyandı, “oğlum bak sayende bedava ulaşım bulduk” dedim, kadın güldü. “Öyle oldu valla hayatta almazdım seni” dedi ve sonra ekledi, “yok canım o işin şakası, adı neydi yakışıklının ?”
Kısa bir sohbetten sonra, “Allah yolunu açık etsin kardeş” diyerek bizi koçtaşta indirdi.
İnsanlara yol sorduğunuzda yalan söylemeyi eğlence bilen bir şehirde (ankara) 8 yılımı geçirdikten sonra, bunların yaşandığı bir şehrin var olduğunu görmek mutlu ediyor insanı ve tabiki daha da bağlıyor.
Ah bir de İzmir memleketin silikon vadisine dönüşse, dadından yinmicek…
[/lang_tr]